Şeyma S. Ekolü

Eminim ki buraya Şeyma S’yi öven bir yazı yazsam linç edilirim. Ama gel gör ki, kadını hepimiz instagramdan takip ediyoruz, neler yapıyor neler ediyor biliyoruz (istesek de istemesek de oradan buradan öğreniyoruz). Şimdi sizlere çok başka bir şeyden bahsedeceğim.

Herhangi bir konuşmada illaki denk geliyorum, kızlarla hep beraber toplandığımızda topluluktan biri – aşktan ümidini kesen bir kız genelde – illaki “Ya ben Şeyma S. olmak istiyorum.” diyor. (Buraya parantez açıyorum, Şeyma S. olmak = herhangi bir yeteneğin, fikrin, başarın ya da kaliten olmadan ünlü olmak, deli gibi para basan bir kocanın olması, imkanlarının sen çabalamadan ufku aşması) İşin komik yanı, bu en derin arzularını tatmin eden isteğin yanı sıra yine aynı tip kız bir başka konuşmasında “Kendi ayaklarım üzerinde duracağım, kimseye ezdirmem ben kendimi.” edebiyatı yapıyor.

Yok neymiş, erkek arkadaşının lüks arabası olması lazımmış. Hanımefendiye bak, b sınıfı araç kabul etmiyor resmen. Gözü a sınıfında. Kaliteli mekanlarda takılmalıymış ve çocuk kızı prenses muameleleriyle sarıp ona sınıf atlatmalıymış. (miş miş miş de mış mış mış) E nerede senin kendi ayakların üstünde durduğun kısım? Durum böyleyken biraz amuda kalkıp ellerinin üzerinde yürüyorsun sanırım, ama tabii sana yardımcı olmak için sevgisini geç, en önemli konu olan (!) parasını harcayan bir sevgiliyle. Bu çocuk da böyle bir kız ile beraberse haliyle bundan rahatça ego yapıyor. Erkek muhabbetinde dönen muahbbet belli, “Abi, bütün kızlar peşimde resmen.”. Senin değil biraz CLA Coupé’nin  peşinde ama sen bilirsin.

Bir de manevi ilişki değerlerine, yıldönümlerine, aydönümlerine kızlar olarak takık olduğumuz gibi bir söylenti var. Bunu yatıralım masaya mesela. Bu tiplemeler kuduruyor önemli günlerde şık bir yemek eşliğinde gelen pahalı hediyelere.

Azıcık bakın mesela televizyona ya da son dönemlerde çıkan kitaplara. Ezik fakir bir kız ve zengin iş adamı yakışıklı bir çocuk. Birbirlerine tutuluyorlar. Daima yan karakter olan kötü kadın, iş sahibi ve kendi ayakları üstünde duran biri. Ama fettan olarak algılıyoruz biz mesela. Bir yerlere gelmiş ya, kesin masumiyetini kaybetmiştir. Biz fakir kızı vicdan yapıp sevmeye duralım, bu fettan kılıklı ideal figürden nefret edelim. Esas oğlanımız zaten yanına alıyor fakir kızı. Zengin zengin kocaman villalarında oturuyorlar. Kızımız gururlu tabii, parada falan gözü yok. Ama paşalar gibi de çalışmadan meziyetsizce evde oturmayı biliyor, ironik.

Biz ağzımıza “Ben kendi ayaklarımın üstünde duracağım, sevgilim/kocam’a bağımlı olmayacağım.” diye bir nâra tutturmuşken, içten içe sevgi besliyoruz bu kolay yoldan zengin olmuş ve kocişiyle gezip tozan tiplere. Böyle dönemlerde de sorguluyorum ben de acaba feminizm hakikaten sadece işimize geldiğinde arkasına saklandığımız bir kalkan mi diye. Ama bunca çabaya rağmen sen kadın erkek eşitliğini savun, sonra gel kocam bana baksın de. Yok öyle bir dünya demek isterdim de bariz var. Duruyor işte önümde malesef.

Direk bizlere empoze edilen şeyi söylüyorum: “Oku yavrum, mühendis ol avukat ol sonra fakültenden zengin bir çocuk bulursun.”. Ben okuyacakmışım ama sırf hali vakti yerinde elimi sıcak sudan soğuk suya koymayacak biri için. Okuma da demiyorlar artık çünkü en azından çalışmasan da “bir şeymişsin” gibi gözükmelisin. Şeymacığımda bu olay da yok ama onun zamanında bu önemsizdi. Şimdi level atlatık, zengin koca arasak da bari eğitimliymişiz gibi gözükelim diyoruz. Son 10 yılda Türkiyedeki tek gelişme bu sanırım zaten.

Özel üniversitelerde bu tarz tipler barınabiliyorlar. Onlar için üniversite zengin sevgili bulma mekanı. Eğitim yuvası oluyor Esra Erolla izdivaç. Gelirin ne kadar, araban var mı, evini üstüme yapar mısın, nereye olta atarsam iyi? (Yanlış anlaşılmasın, hepsinden bahsetmiyorum sadece bir kısmı)

Olta atılacak tipler de bellidir zaten. Altına babası çekmiş Mercedes’i BMW’yi. Alıyor kızı evinden, çekiyor boğaza sıfır bir restoranta. Ye iç ne yaparsan yap, çocuk ödüyor zaten. Bir de kızlar böbürlene böbürlene anlatıyorlar “Ay yok beni buraya götürdü, şu kadar hesap ödedi, asla ödetmedi bana.” diye. Şimdi durun, iki dakika düşünün, o hesabı ödeyen kişi çocuk değil babası zaten. Koymuş cebine limitsiz kredi kartını. Açık çek veriyor yani “Bununla gurur duya duya öde kızların hesabını.” diye.

Bence böyle şeylere tav olmak bir insanın hayatında düşebileceği en dip noktalardan bir tanesi. İsteyen bu kafada gezsin, ama ortalarda “Ben kendim bir bireyim, kendi ayaklarımın üstündeyim.” diye geçinmesin. Senin neyin üstünde olduğun belli çünkü.

11. sınıf İnsan Hakları dersinde hocamız bir soru yöneltmişti bizlere. Eğer hali vakti yerinde oturduğu yerden para kazanan biriyle evlenirseniz ve çalışmanıza  gerek kalmasa ne yaparsınız? Ben tabii “Çalışmaya devam ederim, böyle şeyler tek tarafla olmaz benim de bir kariyerim, başarım gelirim olmalı.” demiştim. O anda da linç edildim mesela. Bir kız “Görürüm seni o zaman. Zengin olacaksın ve çalışacaksın, kimse yapmaz bunu kandırmayalım birbirimizi.” demişti. Aşırı ters gelmişti o düşünce bana. Bir gün eşimden ayrılmam gerekirse ne olacak peki? Bana nafaka bağlanması ve hisselerinin yarısını üstüme almak için mi debeleneceğim? Hiç kendi emeğimle, çabamla kazanmadığım bir paranın peşine mi düşeceğim? Ya da mesela 10 sene çalışmadım diyelim, e ortada kalınca çalışmak zorunda kalacağım. Kim işe alacak benim gibi yıllarca evde oturmaya alışmış birini?

Şu meslek/kariyer olayını o kadar çok paraya bağlamışız ki. Bu benim için sadece yapmak istediklerime giden bir yol mesela. Yanında da geçinebilmek için maaş alıyorsun. Dünyaya katmak istediğim şey kocişimle para saça saça gezmekten çok uzanabildiğim kadar geniş bir kitleye hitap edip düşüncelerimden bahsetmek ya da inandığım şeyler için bir şeyler yapmak mesela. “Şeyma S” olmak değil yani.

Şeyma S., işte tam da bu öğretileri sundu bizim akıllı kızlara. Herkes de sazan gibi atladı çünkü neden olmasın? Kolaydan istediğin yola gidiş bileti, tırnaklarınla kazımıyorsun direk özel jetinle uçuyorsun.
Başarı olarak görülüyor bu zengin sevgili hastalığı bizde. Ben direk ruh hastalığı diyorum, kusura bakmayın. Şeyma’nın ‘A’ kişisinden evlenmeden çocuk yapmasını ya da ‘A’ kişisi ile evliyken beraber olmaya başlamalarını hiçbir şekilde önemsemiyorum. Onların kişisel durumları, onları ilgilendirir. Ama yetiştirdiği viral ekolü hep kınadım, kınamaya da devam edeceğim.

Kaybediyoruz biz de işte “erkek gibi” (!) olma ümidimizi, böyle şeylere başvuruyoruz. Haklıyızdır belki, hakkaten çok zor idealimize ulaşmak. Siz Şeyma S. öğretilerini/instagram storylerini izleyin, ben sanırım müsait bir yerde iniyorum.

Sadede gelirsem, siz yine bildiğinizi yapın. İstediğiniz yoldan yürüyün ama en azından yürüdüğünüz yolu bilin. Ben bağımsızım demek sadece 2 kelime ama bunu gerçekleştirmek o kadar kolay değil. Minik Şeyma’lar yetişiyor. Yetişsinler, yolları engelsiz ama gerek ilişkileri gerek kariyeri sadece “para” üstünden temellendirmek ne kadar doğru onu bir düşünün sonra ben zaten sizin instagram storylerinizi tık tık tık izlemeden geçerim.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RSS
Follow by Email
Facebook
Facebook
Instagram