Kendine değer ver

Kendine değer vermeyi başaramayan her insanın içinde öyle ya da böyle ufak bir mazoşist ya da sadist yatıyor. Değer görmenin ve el üstünde tutulmanın  ne demek olduğunu bilmeyen insanlar ilişkiyle sahiplenilmeyi, sevgiyle kıskançlığı, yontulmakla kısıtlanmayı karıştırıyor. Zoru sevme sevdasından mıdır yoksa gerçekten kendine acı çektirmek bir rahatlama yöntemine mi dönüştü bilmiyorum ama kendinize değer verdiğiniz sürece böyle şeylere mahal vermenin aslında sizi ne kadar yıpratıp değersiz hissettireceğini biliyorum.

Ortalama bir insanın 60-70 sene yaşadığını düşünürsek bunun 20 senesi hayatımızın geri kalanı hakkında seçimler yaparak, kendimizi tanıdığımızı zannederek ve şişirilmiş hayallerle beslenerek aslında hiçbir istediğimizin olmadığı ama toplum tarafından kabul görme amacıyla yolumuzu çizerek geçiyor. Çok da şanslı doğmamışsak sonraki 10-20 seneyi hedeflerimize ulaşmaya çalışırken “Bari  yaşlanınca rahat edeyim.” düşüncesiyle har vurup harman savuruyoruz. Ne yaşamdaki mini minnacık güzelliklerlere odaklanıyoruz ne de asıl ulaşmamız gereken iç huzurumuza ulaşıyoruz. Çetin ceviziz ya hepimiz, çoktandır kırmaya çalışıyorlar ya bizi, eh bununla da yetinmeyip “Hadi madem hayat zor bir de bu zorluk olsun” düşüncesiyle bir acı daha katıyoruz kendimize. Acı kahvenizi içerim tabii ama bana acı çektirmenize izin verir miyim? Sanırım artık hayır.

Bu şekilde ortalama bir yaşam süren herhangi birinin başkaldırıp ”Artık yeter.” demesi çok zor gözükse de bahsettiğim şey aslında tam da bu noktada ”Öldürmeyen acı güçlendirir.” mantalitesinden çıkıp ‘Bana acı veren her şeyin beni bu kadar değersiz hissettirmesine  izin vermeli miyim?” mantalitesine girmek. Sorunlardan kaçmanın doğru olmadığı ortada ama en azından hayatımızın seçimlerinin elimizde olduğu dönemde bizi mutluluğa sevk edip değerli hissettirecek şeyler yerine inatla acı çekmeye devam ediyoruz?

Bunların hepsinin temelinde kendimize değer vermemek ve özgüven eksikliği yatıyor. Dünya fani diye bir laf vardır ya, evet gerçekten de öyle. Hepimiz bir şekilde bu bedenden göçüp gideceğiz ama bunun için kendimize zarar vermek ne kadar doğru? Her şey geçici, buna da katılıyorum. Arkadaşlar, dostlar hatta ailemiz bile bir ömür yanımızda olmayacak belki. Ama yaşayıp nefes almaya devam ettiğimiz sürece kalıcı olan tek şey kendi bedenimiz ve ruhumuz. Yaşam sizin algılarınız çerçevesinde doğduğunuz anda başlayıp öldüğünüz anda biten olguların bir bütünüyse, elinizdeki bu kısıtlı ama seçimlerinizlerinizle şekillenen tek aidiyetinizi bir kenara atmaktan vazgeçin.

Eh, madem durum böyle, neden kendinizi sevmeye bir yerden başlamıyorsunuz? Neden değersiz hissediyorsunuz? Biri sizin kalbinizi kırdı diye mi? O çok sevdiğiniz kişi sizden hoşlanmıyor, hak ettiğiniz başarıyı yakalayamıyorsunuz diye mi? Bunlar hayatta daima herkesin karşısına çıkan şeyler, püf nokta ne yaşarsanız yaşayın kendinize hak ettiğiniz değeri vermekten asla vazgeçmemek. Çünkü ne olursa olsun her insan için dünyada kendisinden daha önemli bir şey yoktur.Tüm hayatınızın her dakikası sadece sizin. Zamanınız sizin için işliyor. Hayat sizin karşınıza yeni fırsatlar çıkarmak için her saniye debeleniyor. Siz bunları geri tepecek misiniz yoksa kabul edecek misiniz? Bunun ayrımını yapıp devam edin şu andan itibaren hayatınıza.

Sevin kendinizi. Aynaya bakın hatta oturup saatlerce izleyin kendinizi. Kusurlarınızla barışın mesela. Biri onları yüzünüze vursa bile kapamaya çalışmayın. Siz kilonuzla da sivilcelerinizle de boyunuzla da saçınızla da sizsiniz. Sizi siz yapan şeyler bunlar. Çok mu şikayetçisiniz? Mesela sağlığınızla alakalı olanları değiştirmeye çalışın ve en küçük bir çabanızda bile kendinizi takdir edin. Değişmiyor mu? Uğraşmaya devam edin. Kendinizle uğraşın, ilgilenin. Ne kaybedersiniz ki? Aksine kazanırsınız. Sağlam bir özgüveni kendi temelinizde inşa eder, başkalarının iltifat ya da hakaretlerine muhtaç kalmazsınız. Çünkü siz busunuz ve olduğunuz gibi özelsiniz.  Acı çekmeyi, kendinize acımayı bırakın ve kendinize değerli olduğunuzu hatırlatın . Kocaman seneler var önümüzde. Gülelim, hayatımıza hayat; en çok da kendimize özgüven katalım. Ego sizi içten içe çürütür ama özgüven hem kendi kendinize yetmenizi sağlar hem de değerli hissetmenizi. Her karanlık gecenin ardından güneş doğar çünkü. Şimdi de bizim acı acı kokan küllerimizden bir anka kuşu gibi doğmamızın vaktidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RSS
Follow by Email
Facebook
Facebook
Instagram